Yaş 3,5 mu 13,5 mu anlayamıyorum… - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Yaş 3,5 mu 13,5 mu anlayamıyorum…

Hamile kalmadan önce, oğlum olsun isterdim. Düz duvara tırmansın, koştursun, top oynasın… Kız çocuklarını çok bilmiş bulurdum. Hatta “kızım olursa asla onlar gibi yetiştirmeyeceğim, ne biçim eğitmişler, kız resmen küçük bir kadın” diye söylenirdim. Her çocuk hakkında yorum da yapardım. Hamile olduğumu öğrendiğimde, kızı erkeği bir kenara bıraktım, sağlıklı olsun diye dua ettim. Ve geldi bizim cüce. 🙂 İyi ki geldi, hoş geldi.
Daha önce günahını aldığım annelerden özür diliyorum. Meğer çocukların içinde “bilmiş” olmak varmış, anne babalar yapmıyormuş. İnanamıyorum Irmak’ın tavırlarına. O mimikleri nereden öğrendi, o cümleleri kimden duydu anlamıyorum. Öyle cümleler kuruyor ki insanların yanında, ağzım açık kalıyor. Birkaç kez “bunları neden öğretiyorsunuz” uyarısı bile aldım. Birazdan okuyacaklarınızı gerçekten öğretmiyorum, duyuyor işte, bir şekilde bir yerlerden duyuyor. Evet, koşturuyor, basket oynuyor, futbol oynuyor, ama o mimikler yok mu… Bütün sporcu kişiliğini bir kenara bırakıp, bilmiş kız çocuğunu ortaya çıkarıyor.
Tatilde, uyumadan önce Bobo serisinden bir kitap okuyorum. Bakıyor, bakıyor ve bombayı patlatıyor:
 Anne, Bobo’yu çizmişler ya, peki bizi kim çizdi?
 Nasıl yani Irmak?
 Yani ağzımı, kaşımı, gözümü, bacaklarımı, kollarımı kim çizdi?
– …………………..
Sofradayız, soru patlatıyor:
 Anne, dedem anneannemin arkadaşı mı? Yoksa damadı mı?
 Kocası kızım kocası
 Haaaa anladım anneeeee
Geçen gün kuafördeyim. Orda başladı konuşmaya:
“Ahmet Abi biliyor musun, benim babam erkek, pipisi var, yani ayakta çiş yapıyor”
Yer yarılsın da içine gireyim istedim, gerçekten! Utandım, morardım, “sus” dedim. Ama ne yalan söyleyeyim, güldüm de. 🙂
Tatilde deniz kenarındayız:
“Anne, ben bikinimin üstünü giymeyeceğim. Daha küçük memelerim. Baba da giymiyor. Anne olunca giyerim. Anne olana kadar giymek yok.”
Üst üste hapşırdım, cücenin yorumu:
“Bak anne gördün mü hasta oluyorsun işte. Sen yarın işe gidince arkadaşların sana geçmiş olsun diyecek mi? Benim sözümü dinlemedin, dikkat etmedin, hasta oldun. Burnun tıkalı, damla damlatman gerek…” Bu cümleleri arka arkaya kuruyor ve ben karşımdaki 3,5 yaşında mı 13,5 yaşında mı anlayamıyorum bazen!

Beni en çok çıldırtan, sinirden ağlatan cümle:
“Biliyorum, kakamı tuvalete yapmalıyım. Ama canım istemiyor. Bu yüzden de bezime yapmaya devam edeceğim.”
Gece bir uyanıyoruz, koynumuzda yatıyor. Pervane de açık tepede. Panikle kapatıyoruz tabii. Sabah soruyorum:
 Kızım sen dün gece neden geldin?
 Uyandım, canım sıkıldı, pıtı pıtı yürüdüm yanınıza geldim anne. Sen korkma diye geldim bir de…
 Peki!
Yine bir yerden duymuş olmalı, şöyle cümleleri var. İnanamıyorum kulaklarıma.
 Ah anne, keşke bir tane daha Irmak olsa, o okula gitse, ben evde oynasam…
 Keşke bir tane daha Irmak olsa, o uyusa ben anneyle işe gitsem
 Keşke bir tane daha Irmak olsa o babayla oynasa, ben anneyle oynasam…
Evde Hansel Gretel canlandırıyoruz. Arkın, cadı. Ben Hansel, Irmak Gretel. Cadı bizi yakalıyor. Beni, yani Hansel’i yemek üzere. Irmak, yani Gretel beni kurtarması gerekirsen cadıya sesleniyor.
– Hadi cadı, kardeşimi ye de görelim.
 Sağol kızım. Attın beni cadının önüne…
Burnu tıkanmış, nefes alamıyor.
 Gel aşkım, damla damlatalım sana
 Bana ver anne, kendim damlatacağım.
 Ve gerçekten kendi damlatıyor…
İlle her şeye cevap verecek bir de. Susmak yok.
 Hadi Irmak gel beraber bakkala gidelim.
 Canım annem, ben de hep seninle bakkala gitmek istemiştim zaten. İyi ki varsın. Hadi giydir beni de gidelim.
– 🙂

Cevap vermekte zorlandığım bir soru daha:
“Anne, biber gazı ne demek? Biber mi koyuyorlar içine? Neden şarkısı var? Neden tencere tava çalıyoruz?” ve devam ediyor: “Neden ağaçları kestiler. Ben park istiyorum ama…”.. İşin ilginci, her akşam 9’da “hadi tencere saati” geldi diyor. İnsan her akşam 9’da sorar mı? Tam saatinde… Nasıl bir zamanlamadır bu?

BİRKAÇ ÇELME
Büyümüş de küçülmüş insan modeli… Ama hakkını yemeyeceğim, tatilde bizi hiç üzmedi kızımız. İştahsız çocuk gitti yerine ağzı durmayan çocuk geldi. Uykusu da sorunsuzdu. Denizden eve dönerken de ağlamadı, ısrar etmedi. Yoruluyordu ve kendisi dönmek istiyordu zaten. Bir tek yüzme konusunda sıkıntı yaşadık. Hatun, kolluk da taksa, simit de taksa hakimiyeti bırakmıyor, ayaklar ille yere değecek. Asla öne ya da arkaya yatmıyor. Bir nevi, suya teslim olmuyor diyebiliriz. (ben de böyleymişim. Ayakta yüzmüşüm yıllarca) Suda yürüdü bir hafta. Şapka da takmıyor, başını da ıslatmamıza izin vermiyor. Birkaç kere yanlışlıkla (!) suya düştü çelmelerimiz sonucunda. Kızma Irmak, her şey senin iyiliğin için. Sen de bu kadar inat etmeseydin.
KİM DAHA BÜYÜK
Bu aralar bir de takıntısı “büyük mü, küçük mü” merakı. Gördüğü bütün çocuklardan daha büyük olmak istiyor. Yeğenim Ayşe, Irmak’tan 4 ay büyük. Her buluştuklarında Irmak “senden daha büyüğüm” diyerek Ayşe’yi kızdırıyor. Beni de her gün en az 5 kere “Ayşe’den daha büyüğüm” diye yokluyor. Ah kızım, şimdi büyük olmak istiyorsun, ama benim gibi 35 olunca da küçülesin geliyor…
ZORLANIYORUM
Bu arada, mama sandalyesi de evden de evden gitti  artık. Büyüdüğünü ilan ediyor. Ancak kaka konusunu çözemiyoruz. Tuvalete yapman gerek dediğimde “Bir kere yapmıştım” diyor. Bu işin altından nasıl kalkacağımı bilmiyorum. Ya 5 yaşına kadar devam ederse. O kadar zor ki. Kendi de farkında yanlı yaptığının. Hem bezi bağlatıyor hem de “herkes rahatsız olacak, kötü koktu diyecek” diyor. Başkasını örnek versem, “Ben Irmakım, böyle yapacağım” diyor. Hiçbir yöntem işe yaramadı. Kendi haline bıraktım, ama bu da böyle gidiyor. E ne yapacağız biz?

Leave a Reply