Birkaç saat mola - Şebnem Seçkiner | Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...
Loading

Birkaç saat mola

Çünkü canım öyle istiyor…

Evet, bazen yorgun oluyorum, yemek yapmıyorum, annemlere ya da kayınvalidemlere gidiyoruz.

Evi toplayasım da gelmiyor. Dolap içlerine öööylece koyuyorum her şeyi.

Oyun oynayasım da. Diyorum “Sen oyna, ben yanında durayım.”

İş yapasım da gelmiyor.

Makyaj yaptıysam çıkarasım da gelmiyor.

Bulaşık makinesini boşaltmadığım da oluyor.

Durmayı sevmeyen ben, bazen bir duruyorum, kendim bile şaşıyorum. Durup düşünmeye ayırıyorum mesela 3 haftada bir günü. Ya da 3-4 haftada birkaç saati. O gün sabahtan açık açık söylüyorum: “Bugün benden çok şey beklemeyin.” Apartman görevlisi servise geldiğinde kapıyı açmaya dahi üşeniyorum. “Bir şey lazım değil” de demek istemiyorum.

Ne yapıyorum biliyor musunuz? Televizyon sevmeyen ben, arka arkaya film izliyorum. Hem de öyle bilgilendirici filmler de değil. Romantik komedileri açıyorum. 500’üncü kez olsa da izliyorum.

İyi geliyor. Geçen sene terapiste gitmeden önce “Ne demek boş oturmak, boş oturmak olmak için mi okudum onca sene?” diyordum. Hatta boş kaldığım zaman eve bir katkım yok diye kendi kendimi yiyordum. Ne saçmaymış! Boş kalsan ne olacak? Eve nasıl katkın olmaz? Evi çekip çeviren kim? Her şey maddi olarak mı ölçülüyor? Nasıl yemişim kendimi yıllarca anlamadım. Ayrıca, evden çalışırken bazen boş da kalabilirim, şirkette işin bittiği zaman mesai saatini beklemiyor muydum? O sırada bir şey yapmadan oturmuyor muydum?

Blog böyle yazılarla dolu. İç sesim ve ben bol bol çatıştık. Sonra da işte bu “bir gün mola” yöntemini buldum. Belki tam gün çalışan, işe sabah gidip, akşam dönen biri olsam, bunu yapamam. Ama madem işlerimi evden yürütebiliyorum, (ki bunun çok artısı var zannediliyor, oysa eksileri de bir hayli çok –yazmıştım-) o zaman kendime bu hediyeyi veriyorum.

Bugün dayım söyledi: “Ne güzel her şeye yetişiyorsun.” “Dayıcım” dedim, “Yetişemiyorum. Dışarıdan öyle görünüyor. Ancak evin halini gördün mü? Ya da dolabın içine baktın mı? Akşama yemek var mı? Yetişemiyorum ve artık yetişmek için uğraşmıyorum.”

Irmak 3 yaşındayken tam zamanlı çalışmaya çalıştığım dönemlerde işten gelince kahramanlık yapmaya kalkardım. Aman ben yapacağım çorbasını” diye. O uyuduktan sona mutfağa girerdim. Arkın da TV başında takılırdı. Ortak paylaşım neydi? Sıfır. Söyleyin bana, ne gerek varmış? Yapan biri varsa yemeği, kasmak nedenmiş? Çocuğunu bırakacak kadar güveniyorsan (çok severim kendisini çok, görüşüyoruz hâlâ) yemeğe neden kasıyorsun? Oyuncak odasını düzenlemesen (evet o ev büyüktü ve oyuncak odası vardı) ne olurmuş? Bir ara da “Benden başka kimse yıkamasın”a takmıştım. Oysa bir dönem ağlıyordu yıkarken. Ve ben arada içimden “Ama ağlamasın, ama şu an gerçekten bunu kaldıramıyorum” desem de inat ederdim. Ne zaman ki bir gün Arkın yıkadı ve Irmak ağlamadı. İşte o zaman teslim oldum. Hatta bir süre hep o yıkadı. İster kaçış deyin ister başka bir şey. İyi geldi mi? Hem de nasıl… Hem bana, hem kızımla ilişkimize. Tabii Arkın’la ilişkimize de. Nihayetinde o da bir şeyin ucundan tutuyordu.

Neden bunları yazıyorum, emin değilim. Sanırım az sonra bir mola vereceğim için. Vicdan muhasebesi yapıyor da olabilirim hâlâ bitirmem gereken işleri ertelediğim için. Terapistim ülke sınırları içinde olsa, aramızda 12 saat kadar olmasa mesaj atsam şimdi. O da bana “Durmak hakkınız, sakın pişman olmayın.” dese. Sabah güne 5.20’de başladım, 100 kilometreden fazla yol yaptım, geldim, anneme uğradım, hatta onu dükkana bıraktım. Yemek mi? Yapmadım. Kayınvalideye gideceğiz. Evi de topladım sayılmaz. Şimdi örgüyü de bir kenara bırakıp bir romantik komedi açacağım ve dünyadan 2 saat kadar kopacağım. Kilo konusunda da kendimi kasmamaya karar verdiğime göre fıstık da yerim belki.

View this post on Instagram

Dikkat dikkat, bu gönderi hiçbir sosyal mesaj ve bilgi içermemektedir. "Aman ne boş işler" diyenlere devamını okumaması önerilir. İşte mesela tek derdimiz bu olsa. 😂😂😂 Karar verdim, yok zayıflama çabası. 60 kilo olmak zorunda mıyım? 39'umdan sonra hayatıma 64-65 sınırında devam edeceğim. (Boy 1.70) Ne bu zayıflık takıntısı? Oh. Herkes kilomu bildiğine göre yiyebilirim. Bu saate kadar beklemiştim. 🙈🙊🙉 Bir süre zayıflarla görüşmeyeceğim. Böyle de amaçsız bir şey paylaşasım geldi. Çok da canım istedi. Yaşasın balık etli olmak diyenler kaleye mum diksin. 😍💙 (Ekleme yapayım: Balık etli diyerek kendime kilo alma hakkı tanıdım, çaktırmayalım.)

A post shared by Şebnem Seçkiner (@sebnemseckiner) on

 

Diyeceğim o ki, evdeyseniz siz de bir mola verin. Bugün olmasa yarın, yarın olmasa kısa süre sonra… Çalışıyorsanız da bir akşam birkaç saat mola verin. Bir sinemaya gidin tek başınıza. Çok geç başladım yapmaya. Keşke daha erken yapsaymışım. Kesinlikle iyi geliyor. Hem size, hem evdekilere. Zaten yapıyorsanız da ne mutlu size. Kaçtım şimdi.  Yine sevgili günlük tadında bir yazı ile bıktırdıysam, okumamış gibi yapın. Ah bu benim her şeyi paylaşma huyum… 🙂

 

Görsel, internetten alınmıştır.

One comment

  1. Durmak hakkınız pişman olmayın 🙂 Yorumu okuduğunuzda şu yazıda ki ruh halinde olmayabilirsiniz ama yine de yazmak istedim. Aynısını bende yaparım hatta bazen daha sık. Fark ettim ki öyle andan sonra daha üretken oluyorum. O halimi de sevmeye başladım son zamanlarda bu sebeple 🙂

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort alanya escort istanbul bayan escort izmit bayan escort escort bayan sakarya eskort gaziantep escort halkali escort sancaktepe escort mersin escort eskişehir escort