Biz

Çok içimden geldi…

Yıl 1999, 21 yaşındayım. Sabah Gazetesi’nin Bayan Sabah ekinde köşe yazıyorum. Sunulan fırsata bakar mısınız? (Gerçi herkese sunulmuyordu, kendimi de ezmeyeyim şimdi burada…) Aylarca yazdım… Kah evdeki tartışmaları (bence hâlâ ergendim), kah bizim yaşımızdakilerin sorunlarını. Mektup gelirdi, e-posta gelirdi. “Kızım şunu da yazar mısın” diye annelerden… Harikaydı harika.

Ondan önce de Almanca İngilizce çeviri yapıyordum aynı gazetede. Bir de hafta içi Number One’da çalışıyordum. www.numberone.com.tr’yi kurmuştuk. O yıllar o kadar yeniydi ki internet siteleri, dokuz dakikada bir üye geliyor diye kutlamalar yapıyorduk. İçerik hazırlıyordum oraya. Hafta içi Number One, Cumartesi gazete (hem köşe hem çeviriler için), Pazar da bir çocuğa Almanca özel ders veriyordum. Bu sırada üniversitedeyim, devam zorunluluğu yok, sınavdan sınava gidiyorum…

Böyle bir tempoda büyüdüm ben. Hep yoğun çalıştım. En son işi bırakmak zorunda kaldığımda (dergi kapandı ve ben başka bir yerde çalışmak istemedim) Yazı İşleri Müdürü’ydüm. Yazmaktı benim işim. Hep yazarak kazandım. Blog açtığımda da öyleydi. Markalarla anlaştığımızda da yazardık. Okunurdu eskiden.

Şimdi kimsenin uzun yazı okumaya tahammülü yok. İki satır açıklamada yazdığın bile aşağıda yorum olarak sorulabiliyor. Instagram’da izlenenlere bakıyorum, hiç sevmediğim TikTok’a bakıyorum, içerik olarak hiçbir şey yok. Bir anda bu işi yapmaya başladım, şimdi en çok eleştirenlerden biriyim. Eskiden AVM’lerde etkinlik düzenlerdim (eskiden takip edenler bilirler), artık o da yok. Kendim olmaya çalıştıkça çok zorlandığım bir döneme girdim. Kendi içeriklerime devam ettiğimde izlenmiyor, çok izlenen videolar benim tarzım değil, olamaz da. Sen bir markayla ne kadar örtüşürsen örtüş “sayılardan ibaret”sin. İlk bakılan o. Pek çok kişinin imla kurallarını da taktığı yok. Ki bence bu önce kendine sonra da karşındaki kişiye saygıdır.

Yapıyorum, yaptığım işleri seviyorum ama nereye kadar böyle gidecek bilmiyorum. Yeni kitap yazmak istiyorum, ilk cümlesi hazır bile. (Ki ilk cümle her zaman en zoru.) Ancak kaç TL olur, alınabilecek mi endişesinden başlayamıyorum yazmaya. Eskisi kadar kitap okunduğunu düşünmüyorum. Bir ayakkabı bağlantısı verdiğinde tıklanan sayı ile kitap bağlantısını karşılaştırdığımda görüyorum zaten, daha detaylı incelemeye gerek yok.

Öyle arada derede kaldım ki…

Evden çalışmak çok keyifli gibi görünse de bence değil. Yalnızsınız bir kere. Her gün dışarı çıkmak maddi manevi mantıklı değil. Sabit gelir yok. Bugüne kadar hep Irmak’ı birine emanet etmek zorunda olduğum için durdum, e şimdi büyüdü. Kendi gidebilir, eve girebilir. 46 yaşımdan sonra, EYT’li halimde Eylül’de iş arayacağım. Kitabı yazsam bile… Çünkü çalışmadan duramam ben. Duvarlar üstüme üstüme geliyor. 19’umdan beri babamdan para almamışım, Arkın’dan almak istemem. O tek kalsın istemem zaten, neden yük omuzlarına binsin… Neden okudum o kadar evde oturacaksam?

Kafam çok karışık yani. Bunu bence paylaşımlarımdan da anlıyorsunuz. Birçok markayı da reddettim, kullanmadığım için. Evet kazançtan oldum ama güvenilir olmak daha önemli benim için. Kullanmadığım bir şeyi nasıl önereyim size? İşte bu aralar bu düşüncelerle gel git yaşarken aklıma eğlenmek için, farklı bir ortama girmek için Çarkıfelek’e katılmak geldi. Cem Davran sunduğu için… Nasıl harika hissettim orada, gördünüz zaten gözlerimden… İyi geldi. İlaç oldu. Hayır, hediyeler değil ilaç olan; orada olmak, eğlenmek ve tabii kazanmak.

Bak yine konudan konuya atladım da, yazmaya kalksam çooook uzun sürecek konular bunlar. Yazacağım ama. Eskisi gibi blog yazmaya başlayacağım. İçimi dökmem lazım, anlatmam lazım. Klavyenin tuşlarına dokunmam lazım. Evde her şeyden sorumlu iken size karşı da sorumluluklarım var. Çok seviyorum paylaşmayı sizlerle.

Sosyal medyayı seviyorum ancak ürküyorum da. “Influencer olmak” nasıl görünüyorsa, gençlerin hedefi artık o. Oysa okumak bambaşka bir şey. Güzel okumak, vizyon sahibi olmak. Sonra yine influencer olsunlar ancak önce eğitim. Gerçi şimdi kendinizi onların yerine koyun. O videolar izlenirken neden asgari ücretle işe başlasınlar değil mi? Yok işte ortası. Keşke olsa. Keşke olabilse…

Konudan konuya atlarken bir de sonra size yine yazarak anlatacağım bir film hikayesi var ki, o beni çok üzmeye devam ediyor. Bugün değil ama…

Kusura bakmayın, tek bir konuya odaklanamadım. Ama bundan sonra böyle olmayacak. Tek tek konular hakkında yazacağım.

Buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim. Bundan sonra söz, daha çok görüşeceğiz…  Bir de söz, böyle karışık yazmam. Bir anda duygularımı açasım geldi, ondan böyle oldu. 😊

 

 

 

Görsel Google’dan alınmıştır… 
7 Yorum
  1. Eda Mengi 4 ay ago
    Reply

    Siz yazın biz okuyalım. Bu zamanda güzel yazana,donanımlı,kendini bilen insana rastlamak zor. Dilediğinizi gerçekleştirmeniz dileğiyle ☺️

  2. Derya barkoci 4 ay ago
    Reply

    Blog yazısı bekleyen ben nasıl heyecanlandım.Benim de ergen oğlum var futbol’a ilgili ama sağlık okuyor evet ne güzel dedin canım şebnem önce eğitim sen hep yaz ne olur. Emin ol okuyan kesim az olsa da bikaç kişi olsak da yetmez mi çok seviyorum merkez yolun hep açık olsun❤️

  3. Gülsün Uysal 4 ay ago
    Reply

    Tez zaman da Hayallerinize kavuşmanızı diliyorum,hayırlısı olsun,kolay olsun,tez zaman da olsun inşallah hayalleriniz vede planlarınız❤️

  4. PINAR IŞIK 4 ay ago
    Reply

    ❤️❤️❤️

  5. Deniz Tavukçu 4 ay ago
    Reply

    Sadece yaz ..noktasına virgülüne kadar okudum..film derken Bahar dizisine baktınmı acaba hiç..merak ediyorum fikrini..çokj çokk sevgiler

    • Şebnem Seçkiner 4 ay ago
      Reply

      çok sevdim çoookkkkk

  6. Öznur Ayanoğlu 4 ay ago
    Reply

    Şebnem hanım,
    iyi geldi okumak,
    hepimizden biraz olmuş yazı aslında…
    Çalışmayı seven ,deneyimlemiş bütün kadınlarda anne olduktan sonraki o dönem ve zihninde susmayan o ses , farklı deneyimler…
    Dilediğiniz gibi olur umarım Eylül ayında her şey 💚

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Devamı

post-image
Biz

Çok içimden geldi…

Yıl 1999, 21 yaşındayım. Sabah Gazetesi’nin Bayan Sabah ekinde köşe yazıyorum. Sunulan fırsata bakar mısınız? (Gerçi herkese sunulmuyordu, kendimi de ezmeyeyim şimdi burada…) Aylarca...
devamı