Biz

İçimden geçenler

Komik yazmaya alışkınım , böylesine değil…

Ben yazarken gülerdim, siz okurken. Yeniden eskisi gibi olacak.

Ama şimdilik içimden de başkası gelmiyor.

Az önce koltukta oturuyordum kendimi “gülmeye” zorlayarak.

Ne saçma?

İçimden gelmiyorken neden zorlayayım ki kendimi?

Bir şey söyleyeyim, kimsenin içinden gelmiyor. Hayatımız depremden önce, depremden sonra diye ikiye bölündü. Ki bunu ben söylüyorum, bir de yakınlarını kaybedenler… İçleri paramparça, içleri yanıyor.

6 Şubat Kahramanmaraş depremi öncesinde de çok yorgun ve ümitsiz hissediyordum. Ancak sürekli bir yolunu buluyordum. Depremden sonra tıkandım. Enkaz altında bağıra bağıra hayatını kaybedenler, yakınlarının bedenlerine hâlâ ulaşamayanlar, burada yazmak isteyip de sustuğum çok şey… Bir de üstüne sen doğruların peşinde koşarken, düşüncelerini yazarken gelen yorumlar, hakaretler, beddualar…

Ümidim bir anda çöp oldu gitti her şeye dair. O kadarını söyleyeyim. Yalnız olmadığımı çok iyi biliyorum.

Milyonlarca inanın yaşadıklarını yanında üzülmeye hakkım olmadığını düşünüyorum. Üzülmeye, korkmaya…

Böyle düşünüyorum diyorum, amcama çok üzülüyorum. 20 gün oldu bugün gideli. Aile büyüklerimiz son üç senede birer birer terk etti bizi. Amcam yaşsız bir insandı. Her yaşın arkadaşıydı. Beklemiyorduk. Şok olduk. Ki uzun uzun yazmak istemiyorum, yoksa ağlarım. Şu an değil o an…

Üzülürken bir de işte aksilikler yaşadım. Herkesin tıkır tıkır işleyen sistemi, ki aynısı, bende tıkandı kaldı. Onu çözmeye çalışıyorum. Maddi konularda evdeki hesap çarşıya uymadı, daha iyiye gitmesi gereken şeyler tam tersine döndü, “emeğimin karşılığını alıyor muyum” derken…

İşte o oldu bu oldu derken yıllardır içimde biriktirdiklerim ortaya çıktı. Üzüntü, endişe, korku hepsini bir uyandırdı ki sormayın.

Sahip olduğum her şeye şükrediyorum, önce sağlık diyorum, tabii ki…

Bir gün eski Şebnem olup evde şarkılar söyleyip dans ediyorum, bir gün de battaniye altında yatıyorum. Tahammül seviyem yerlerde. Beni üzdü mü birisi, pişman ediyorum. Kırdı mı, yine pişman ediyorum. Zamanında söyleyemediklerimi, yapamadıklarımı devreye alıyorum. Baktım ki sadece başkaları için yapıyormuşum birçok şeyi, onu bıraktım. Hafifledim.

Arkın’la öyle çok tartıştık ki son bir haftada, 17 senede bu kadarı olmamıştır. Düzeldik, iyiyiz de resmen bir fırtınanın içinden geçtik.

İstemiyordur o da evde yüzü asık bir Şebnem, alışkın değil. Hak veriyorum. O nedenle bir yere gideceksek eskisi gibi renkleniyorum (fotoğraftaki gibi) ancak kesmiyor, gözümden anlıyor.

Gözlerim eskisi gibi bakmıyor. Yukarıda da yazdım. 6 Şubat’tan sonra kimsenin gözü eskisi gibi bakmıyor, kimsenin kalbi eskisi gibi atmıyor. Belki de bunu çok söylemedik diye yaşanıyordur bu patlama. Biz, bu bölgedekiler, oraya yardım için günlerce uyumdan telefon başındaydık. Oradakiler şoktaydı. Herkes şimdi şimdi anlıyor ne olduğunu, ne yaşandığını…

Bakmayın sosyal medyada paylaşmadığıma, yardımlar devam ediyor. Siz de sakın kesmeyin olur mu yardımları?

Bendeki durumu size en basit kelimelerle özetlemeye çalıştım.  Üst üste yitirdiğimiz büyüklerimiz, deprem, amcamın gidişi, beklediğim işlerin birer birer olmaması, özel hayattaki bazı sorunlar birleştiler, şimdi onlarla dans ediyorum. Mücadele demiyorum, dans diyorum çünkü sorunlarla dans edeyim ki çözümü kolay olsun…

Yine konudan konuya atladım, yine bence kendimi istediğim gibi ifade edemedim ancak bunları yazmadan başka konuya geçemezdim. Sözüm var. İki haftada bir LGS ile ilgili yazacağım. Yedinci sınıfta nasıl bir yol izlediğimizi, hedefleri, sekizle ilgili olanları yazacağım. Ergenlik – menopoz çakışmasını da yazmadan olmaz. 🙂

Önce şöyle bir içimi dökmem gerekiyordu ağdalı cümleler kurmadan, söz sanatlarına girmeden… Konuşur gibi… Hatta bazı şeyleri özetten de kısa,, sanki çok basitmiş gibi anlatarak, ki içimde de büyümesin…

Her şey düzelecek, her şey güzel olacak. Hepimiz için. Yeter ki sağlık olsun.

 

 

 

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Devamı

post-image
Biz

Çok içimden geldi…

Yıl 1999, 21 yaşındayım. Sabah Gazetesi’nin Bayan Sabah ekinde köşe yazıyorum. Sunulan fırsata bakar mısınız? (Gerçi herkese sunulmuyordu, kendimi de ezmeyeyim şimdi burada…) Aylarca...
devamı