Annemin şu cümlesini çok net hatırlıyorum: “İşine gelince kızım diyorsun, kızdığın zaman ise kızın diye bahsediyorsun.” Babama aynen böyle söylerdi. Şimdi bayrağı ondan devralmış durumdayım. 

Gibi gibi gibi… Cümleler kafamda çok net. Hatırlıyorum.

Hepsini yazmaya gerek yok tabi… Neyse, baktım Arkın da aynısını yapıyor. Bu kez kendimi katmıyorum. Çünkü henüz yapmadım, öyle cümle kurmadım. Hatta Arkın “kızın” da değil, ters- hoşuna gitmeyen bir şey olunca “seninki” diyor. (Irmak’ın yanında değil tabii.)

Ne zaman ki güzel bir şey olsa da “seninki”nin yerini “kızım” alıyor. Hani ters bir şeyde benimki, iyi şeyde bizimki değil. Direkt sahipleniyor.

Şimdi eskiden aynısını görmemiş olsam yadırgayacağım da, senaryo birebir aynı gittiği için bir şey söyleyemiyorum. Kişi kınadığını yaşarmış ya hani, o misal bizimki.

Arkın’ın babama çok benzediğini defalarca yazdım. Hatta geçen akşam maç bitmeden çıkınca dedim “Tamam. İşte şimdi babama benzerliğini kanıtladın. Bir kere bile 90 dakikanın sonunca çıkmadık o stadyumdan. Hep erken hep erken…” Şimdi “kızın, seninki” ile yine çocukluğuma gittim. Az önce kitap okurken “kızım” oldu, ama dişini fırçalamayınca “kızına bir şey söyle” dedi.

Bu arada bu fotoğrafta Irmak’a bakınca da kendimi görüyorum. Vatan Gazetesi’nde çalışırken Selahattin Duman çok yazardı kıyafetlerimi. Ne renk bulsam, giyerdim. Hâlâ da severim. Şimdi Aysel Gürel tacımı Irmak’a devretmiş durumdayım. Kıyafetlerini kendisi seçiyor ya, pek eğlenceli, pek eğlenceli. :)))))))

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.